6 Şubat 2012 Pazartesi

süt - 1,60 TL

Çocuğun ana ihtiyaçlarından biri nedir? Süt!

Geçen gün evine götürüyor kızımı. Çıkarken (11:30h) de yanına süt alıyor biberonda, evinin DİBİNDE market var ama almaz asla. Günde 2 biberon süt içiyor kızım. 2. Çok basit bir kural. 1 sabah 1 akşam.

Akşam 21de kızımı almaya gidiyoruz, yolda da kocama dedim "Kesin süt almamıştır, asla almamıştır" diye. Girdik içeriye, ne yedi, ne yemedi derken süt biberonu dolu bir şekilde sehpanın üstünde duruyor. Dedim "utandıracak beni, ne olur utandırsın, yeni olsun o süt". Ne dese beğenirsiniz? Sabah almıştım yanıma süt sizin buzdolabınızdan, içmedi hala ama birşey olmamıştır. Birşey olmamıştır! 10 saat önce ısıtılmış süte birşey olmamıştır!

Kafayı yedim. Kafayı.

Bundan sonra çocuğun çantasına 1,60 TL koyacağım. 1,25 süt için, 35 kuruş da depozito için. Depozito sizde kalsın, kendinize birşey alırsınız diyeceğim. Çocuğa
birşey almayacakları kesin. Doğumgününü boş geçenler 35 kuruşa bile birşey almazlar.

22 Aralık 2010 Çarşamba

O da olmaz bu da olmaz ...

Normalde 18da eve geliyorum, en geç 18:30. Her ne kadar yardımcım olsa da (18:30 gidiyor) çorbamı ve kızımın etini sıcak olsun diye kendim hazırlıyorum. Salata yapıyorum vs. Kocamın gelmesi, sofraya oturmamız 19-19:30.

Kızım için geç oluyor diye düşündüm. Dedim ki kaynanama "bundan sonra 18 gibi akşam yemeği yesin kızım, bizimle de oturur, isterse birşeyler atıştırır. Akşam sütünü veririm, yatırırım sonra erkenden". Cevap geldi: "Olmaz, sizinle yesin, sizi ne zaman görecek". Dedim "e yerken görmek zorunda değil ki". Cık dedi, tamam dedirtemedim.

Peki dedim, düşündüm, biraz daha organize olayım, daha erkene almanın yolunu bulayım.

Bugün geç çıkmak zorunda kaldım ofisten ve köprü derdi falan derken 19da geldim eve.
İçeri girdim.

Ben: Kusura bakmayı geç kaldım sizi de geç bıraktım.
K: O önemli değil de çocuk aç. Çok geç oldu.
Ben: Farkındayım o yüzden tavuk söyledim yoldan. Gelmek üzeredir, ben hemen çorbasını koyayım. Hah işte zil de çaldı, tavuk geldi (resmen söyledikten sonra 5 dakikada geldi!)
K: Ama çocuk çok aç, öğlen birşey yemedi, öğleden sonra da yedirme demişsin.
B: Yedirme demedim, 16'an sonra yedirme dedim ki akşam hem meme emsin hem yemek için acıkmış olsun
K: E öğlen yemeğini 14:30da yiyor sonra olmuyor. Aç kalıyor.
Kaynbaba: Çocuk aç! Mama dedi!
B: Anladım da ben o yüzdne geçen gün 18de yedirelim artık demiştim, olmaz dediniz ya.
K: pısssssssssssss (cevap yok).

Aradan birkaç saniye geçer.

K: Çocuğum aç kaldı.
B: Ne yapmamı istiyorsunuz? 6da yedirelim, yok! 7de yedirelim, geç! Ne yapayım? Arada bir geç kalabiliyorum, işimi mi bırakayım? Olacak mı o zaman?
K: Ben kötü niyetle söylemedim.
B: Tamam, onu anladım. Ne yapayım?
K: Çocuk aç!

offfffff. konuşmaya başladığımız 3 gün oldu. Bingo, yine başladık. Üstelik bu defa ikiye karşı bir.

Kocam geldi, anlattım. Cevap: usandım! E bana ne yararı var?

21 Aralık 2010 Salı

Beyaz Güvercin ....

Bir bakıcının evde işe başlamasının artık çok da çaresiz olmadığımızı göstermesinden midir başka bir sebepten midir bilemiyorum ama barıştık.

Yani gülücük falan yok suratımızda ama konuşuyoruz.

Bu da iyi bir ilerleme, bu da yeter. Bence.

Hastalandık ve gördük ....

Geçenlerde hastalandık.
Fenaydı.
Kızım aramızda uyuyor, sağda ve solda iki hasta. Ama öyle böyle değil, ateş, titreme, kusma. Neticede sabahı zor gördük ve kızıma bakması için kaynana ve kaynbaba çağrıldı.

Ben sigorta kartını bulmaya öne gittim, kocam çocuğun yanına yattı o arada yeniden. Kapının önünde kaynanayla karşılaştık.

K: Geçmiş olsun. iyi misin?
B: Daha iyi olacağım, doktora gitmem lazım ama.

İçeri yürüdü. Kocamı yatarken gördü.

K: Oğluuuum. Evlaaadım. Sen de mi hastasıııın? (Dünyalar battı o anda)
Kocam: Evet. Anne sessiz ol, çocuk uyanmasın.
K: Oğluuuuuuuuuuuuuum.
Kocam: Anne yavaş.

Neticede acile yatıldı. Acilde test yapıldı. Benim değerlerim kocamınkilerden daha vahim çıktı. Ama kayınpeder kocamın üstünü örttü, onun ateşine baktı :) Telefonda rapor verdi, gelinin daha kötü olduğu iletildi kaynanaya.

Eve giderken ekmek alınması lazım, ben aldım. Eczaneye gidilmesi lazım, sen gittim tabi ki.

Eve gelindi. Açlıktan ölüyordum, sofra falan hazırladım.

Sonra yattık.
Kadın-erkek farkından dolayı kocam daha zor geçiriyordu :) Bir ara kocamın ateşi 39u geçti yine. ııı-ıııhhh sesleri arasında ateşler içinde yatıyordu. Benim de ateşim çıktı o ara. Ama kalktım ona ilaç verdim, soğuk patch yapıştırdım kafasına, bir tane de kendime.

Kaynana geldi.

K: Oğluuuuum, çok mu fenasın.
Kocam: ııı-ıııhhh.
K: (Bana diyor) Bana bez mez birşey bul, soğuk kompres yapmam lazım oğluma.

Ben tabi onun bunun çocuğu, hastayım ama önemli değil. Kalktım, küçük havlulardan 4 tane getirdim. Bir leğene koyduğu soğuk su ile kompresleri yapıp kocamın kafasına, boynuna, bileklerine koyuyor. Ama sürekli değiştiriyor, sürekli.

Kocam: o da hasta, ona da yap.
K: istiyor musun?
Ben: Hayır teşekkürler.

2 dakika sonra.

K: Bezler yetmedi, yeni bezler bul bana. Ayaklarına da koymam lazım.

Kocam: o da hasta, kalkmasın, ona da kompres yap.
K: istiyor musun?
Ben: Hayır teşekkürler.

Onun bunun çocuğu yine kalkar havlu bulur gelir.

Aradan zaman geçer, ateş düşer. Annem aradı.

Annem: Nasıl oldunuz?
Ben: Kocamın ateşi 39u gördü yine.
Annem: vah vah. Geçmiş olsun. Kompres yapın. Sen nasıl oldun?
Ben: Ben daha iyiyim. 38lerde benim ateşim.
Annem: Eyvaaaah, çok fena. Sen çok kötüsündür şimdi.!!!

Demek ki neymiş: En çok acıyı kendi çocuğun çekiyormuş hep! Çok yüklenmeyeyim kaynanama bari bu defa.

26 Kasım 2010 Cuma

Umuda korku bulutları

Dün akşam eve geldim. Bitik ve hasta. Yemek dışarıdan söylenecek ve sadece çorba yapılacak diye bir kararla.

Çorbayı koyarken kaynbaba (kayınpederin kaynana modundaki yeni versiyonu, şirin baba gibi oldu) geldi. içeriye oturdu. Ben de geçtim içeriye, nasıl olsa artık giderler, ben de kızımla ilgilenirim diye. Gitmediler. offfffff. "gidin artık diye oturuyorum burada, hadi hadi" düşünce bulutumu gören yok.

"Çocuk çok iyi, ne öksürdü, ne burnu tıkalı" haberi gelmişti. Velet öksürmekten öğürüyor, burnu yine duvar, emmesi mümkün değil. "Haberim olsaydı doktor randevusunu iptal ettirmezdik" dedim. "Az önce olmuş" dedi kaynbaba. Evet öyle bir anda başlıyor böyle şeyler gerçekten!

Konuşulanlar:
- Annesi bilmek ister, ne yemiş, ilaç ne zaman almış
- Allah Allah, sen avukatı mısın?
dedi! Dedi ve söylemedi!

Kaynbaba bile şaşırdı!

Neyse ki kocam geldi, aldı raporu. Ama kocam elini yıkayıp üstünü değiştirene kadar bekleyeceklerini söylediler. Bana emanet etmeye kıyamadılar mı nedir :)

Nitekim sakin bir akşam sonrası kocam yerde çocuğun yanında oturmuştu bitkin halde.

- Düşünüyorum düşünüyorum, bakıcı alsa çocuğu kaçırsa, hayatta bulamayız. Sakat bırakıp dilendirirler.
- Yok canım, daha neler.

Ama saatlerce uyumadım ardından. Kendimi asla affetmem. Kaynanaya katlanamadım diye çocuğun başına birşey gelmesini asla affedemem.

25 Kasım 2010 Perşembe

Isır ısır, sen de ısır

Kızım çok hastaydı eve geldiğimde. Haberim olsaydı işimi gücümü bırakır, gelir, doktora götürürdüm. Çok fenaydı çok.

Ateş yok ama burnu duvar gibiydi. Çok da öksürüyordu. İçim parçalandı. Biraz hava aldırmak istedim. Kim ister ki 4 gün boyunca eve tıkılmak! (kaynanam hiç ama hiç çıkarmıyor)

Kayınpeder: dışarısı soğuk, çıkarma.
Ben: Burnu tıkalı, temiz hava alması lazım
Kayınpeder: Dışarıdaki hava temiz değil
Ben: içeridekinden daha temiz, akım yok burada, virüs kaplı bir hava
Kayınpeder: offff.
Ben: Yalnız gitmeden evvel bana en son ilacı ne zaman aldı, sormama yardımcı olabilirseniz, 8 saat olması gerekiyor yeniden vermeden.
Kayınpeder: Kendin sorsana
Ben: Benimle konuşmayan birine nasıl sorayım?
Kayınpeder: Sor bakim neden konuşmuyor. Vardır bir sebebi, yapmışsındır birşey.

İşte burada bittim. Kayınpederimin bana karşı biraz soğuklaşmaya başladığını hissetmiştim. Doğaldı, hayat arkadaşını üzdüğümü düşünüyordu, insan etkilenir tabi. Ama onun daha sağduyulu olduğunu düşünürdüm. Çok patavatsız, çok düşüncesiz konuşur, inanılmaz gafları vardır ama daha sağduyuludur. Derdim. Eskiden.

Bana hiç gelip "konuşalım bakalım, nedir bu durum" demedi. Meğer peşin yargısı varmış, tek tarafı dinlemek yetermiş.

Devam ettik.

Ben: İnsan birşeye kırıldı veya üzüldüyse alır karşısına konuşur, küsmez. En azından ben öyle yapmam. Ben zamanında sıkıntılarım olunca rica ettim, konuştuk. Ben böyle alışığım.
Kayınpeder: offff.

Sinirden titremeye başladım, bildiğiniz titreme başladı. Saygımdan baba diyorum ama aslında babam değil. Bana sesini yükseltmesi, beni suçlaması, offf çekmesi, pehhh yapması hakkı değil, üzerimde hakkı yok. Bugüne kadar hep saygılıydım, acaip ötesi gaflarında bile sesimi çıkarmadım. Ama zaten çocuğum hasta, sinirlerim bozukken, ilaç saatini sorduğumda bunları söylemesi, üstelik tavır ve ses tonundaki bozuklukla, TEPEMİ ATTIRDI!

gittim odaya, giyinmeye başladım, kızımı da giydiriyorum bir yandan. Dışarı çıkacağım. Geldi kaynana yanımıza.

- Kızııım, terli terli mi çıkacaksın dışarıya? (La havle oldum)

- Terli değil. Ayrıca mont ve şapkası var.
- Ben birşey demiyorum, ağlamasın diye oyalıyorum.

Terini sorarak mı? La Havle x2.

Zavallı kocacığım saatlerce trafikte takılı kalmışken ben onu arayıp "nerdesin" diye havlamaya başladım. Adam eve geldiğinde çocuk aç ve hasta, ben aç, kocam açtı ve saat 20:30du. Çocuğu banyo yaptırarak oyaladım, çünkü yemek, çorba yapmama izin vermedi ağlamaktan. Napsın, çok kötü hissediyordu kendini. Yine dırdırdırdır başladım tabi. Napayım, benim de tek ifade şansım bu.

Üzgünüm. Üzgündüm. Haftaya herşey daha güzel olacak.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Bir umut

Bakıcı buldum. Pazartesi başlıyor.

Bir dönemin sonu mu bir hüsranın başlangıcı mı göreceğiz. Birincisi olsun n'olur!

Bayram biter - her anlamda

Bayram tatili, her ne kadar evde de olsak, kızımla geçireceğim için laylaylom modunda karşıladığım bir tatildi. Bir artısı daha vardı tabi: Karşılaşmayacaktık!
Buralarda olmadığını öğrendiğimde nasıl rahatladım, anlatamam.
Ne yalan söyleyeyim, bayramlaşmak bile zor geliyordu.

Bayram ertesi Pazartesi akşamı arayıp özel bir köfte yaptırdıklarını (buharda pişmişmiş), getirmek istediklerini söylediler kocama. Kocam da yemek yapma, köfte geliyor dedi. Ben yine de başladığımı bitirmek üzere devam ettim.

Geldiler. Sadece kızıma kadar getirmişler! "Yok artık" oldum. Eşim her ne kadar kabul etmese de o da şaşırdı. İyi ki yapmaya devam etmişşim yemeğimi diye sevindim.

Neticede dün benim için bayram resmi olarak da bitti, işe başladım. Akşam eve giderken acaba bir yerlerde oyalansam mı diye düşündüm, kendimi hazır hissetmedim karşılaşmak için. Sonra da kızım hasta diye oyalanmadan gitmeye karar verdim. Gündüz temizlikçim olduğu için pırıl pırıl bir evle karşılaşmayı umdum.

Saat 17:45 gibi evdeydim. Bir girdim mutfağa, tezgahın üstünde bulaşıklar, yarım yenmiş tabaklar. Salonda köşede kalmış, yıkanmamış biberonlar. Buzdolabında yarım yarım tabaklar. Tereyağlığıma konmuş haşlanmış sebzeler (ters duruyordu akmasın diye!). Bütün sebze-meyve kaplarımın ağızları açıktı, bütün hepsinin. Bilincimi kaybediyorum sandım. Sonra onu gördüm: Kesik atılmış, ortada öylesine duran bir armut! Yüzlerce, binlerce defa buzdolabındaki tehlikeleri anlattım: Bakteri üremesi, açık besin maddeleri, meyvelerin, sebzelerin çabuk çürümesi, gizli küf vs.

Temizlikçim 16:00 gibi gidiyor. 1 saat 45 dakikada ortamda yaratılan kaos için tebrik etmek istedim, performans muhteşem.

Bayram kesinlikle bitti. Her anlamda.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Vur kızım vur!

Resmen elim ayağım titredi.

Eve girdim, kzııma görünmeden hemen bir ellerimi yüzümü yıkıyorum ki öperken rahatça yalayabilsin :)
içeriden ses (babaanne & dede): - vur kızım vur! köpeğe vur! (vurunca alkış kıyamet, aferinler, bravolar)
- vur kızım, şimdi de tavşana vur! (yine alkış, yine aferinler)

içeriye girmedim, uzaktan bir merhaba dedim, suratım kıpkırmızıydı, mutfağa geçtim. bir ara dede kucağında kızımla geldi, "biz artık gidiyoruz" dedi, "çok eğlendirdi bizi" dedi.

- vurma nereden çıktı? niye vuruyoruz köpeğe, tavşana dedim (kendimi kontrol edebildiğim kadar sakin)
- e artık laftan anlıyor ya, onu gösteriyor dedi!

Ben ki kızımı şiddet gösterilerinden uzak tutmak için çarptığı köşelere "nannna" yaptırmayan kadın! sevimli mavi cici tavşanını ve pamuk gibi köpekçiğini döven bir kıza sahibim!

Şimdi ben cici, mici diye sevdirmeye çalışıyorum, kızım ikilemin Allahını yaşıyor.

Hey Allahım!

18 Ekim 2010 Pazartesi

Grissini ve bisküvi için ideal saklama kabı - boşuna para dökmüşüm

Vakumlu, havası pompayla alınan kaba koydum, akşama ağzı açık buldum. Kocama söylendim, o anasına söyledi. Birşey değişmedi.

Ağzı sıkıca kapanabilen cam kaba koydum, akşama ağzı açık buldum. Kocama söylendim, o anasına söyledi. Birşey değişmedi.

Ağzı sıkıca kapanabilen plastik kaba koydum, akşama ağzı açık buldum. Kocama söylendim, o anasına söyledi. Birşey değişmedi.

Buzdolabı poşetine koydum, onu kapattı. En ideal saklama kabımızı bulmuş olduk.

Kereviz

Kızıma kereviz pişirmiş. (teşekkürler)
Bir kaseye koyup onu da torbaya koyup buzdolabıma koymuş.

Abartmıyorum, dolabımda
Glasslock
Tupperware
Vacuum box
Borcam ve türevlerinden belki 30 tane kapaklı kap var. Abartmıyorum.

23 Eylül 2010 Perşembe

Yazmak ne kadar zor olabilir?

Kaynanam üniversite mezunu. Okuma yazma bildiği kesin.

Rica ediyoruz, şu tahtaya yazın lütfen: ne yedi, ne içti, ne zaman uyudu, ne kadar uyudu, bir eksik var mı ertesi güne alınması gereken.

Yok yok yok!

Kocama soruyorum neden diye, bıktım artık söylemekten diyor. Sen bıktıysan ben ne hissediyorum, düşün bakalım sevgili kocacığım?

Süper çözüm!

Eve girdiğimde kızım uyuyorsa kaynanam namaz kılmaya koşuyor ben eve girince. Ben de ellerimi yıkamaya giriyorum o sırada, çıktığımda kızıma uğruyorum, o sırada kaynanam hoop kapıyı kapatıp gidiyor, kayınpederimin gelip onu almasını beklemiyor bile.

Karşılaşmadan kapatıyoruz günü.

Win win situation!

Provokasyon

Bir gün önce çok önemli bir iş toplantısı vardı. Olağanüstü İstanbul trafiğinde gitmeye çalıştım, gidemedim. 4 saat sonra eve vardığımda aslında hiçbir yere gitmemiştim.

Ertesi gün eve girdim. Saat 18:30du ve elinde yeni hazırlanmış biberon vardı. Daha önce milyonlarca defa 17:00dan sonra herhangi bir yiyecek veya biberon verilmemesi konusunda konuşmuştuk. Baktım şöyle, selam verdim ve dedim ki:
- Mama mı hazırladınız? E ben nasıl emzirebilirim arkasından? Emmez ki?
- Bilemedim, geç gelirsiniz diye düşündüm?
- Neden, haber verirdim?
- E dün de geç kaldın ya.
- Hergün kalacağım anlamına gelmiyor ki?
- Kusuruma bakma ben hata yaptım. Ama sen beni affedersin. Nasıl olsa hergün hata yapıyorum.
- Anlayamadım?
- Sürekli hata yapıyorum ya, onu diyorum.
- Anlayamıyorum? dedim ve arka odaya geçtim. O sırada eşim geldi ve konu birden kapanıverdi. Tesadüf böyle birşey.

"Biberon kullanma" ne demek sizce?

Kızım 8 aylık olduğundan beri doktorumuz biberonu bırakmamızı istedi, kadehe geçmek için en iyi vakit dedi. Denemelere başladım, kızım çok heyecanlanıyor, ben de sanırım, olmuyor pek. Çok büyük bir kısmı dışarıya akıyor.

Bebek kadehleri aldım. Kalııın yoğurt kadehleriyle içirmeyi denedi ama onları denemedi.

Alıştırma bardakları aldım, 5 farklı uç. Nasıl güzel içiyor onlarla. Lıkır lıkır. Dr. Brown çıksın hayatımızdan dedim. Emmesi değişti, biberonu bırakmazsak göğsümü bırakacak dedim, cık, birşey değişmedi.
Sen bana pislik yaparken aslında torununa pislik yapıyorsun! Yoksa torununa benim sütümü layık görmüyor musun? Artık o kadar da değildir, di mi? olabilir mi???

Kanıksama, Bezme

Galiba kanıksadım.
Yazmıyorum, yazamıyorum artık.
Birbirimizi görmek istemiyoruz, ben eve giriyorum, mutfağa yöneliyorum hemen çocuğun sütlerini buzdolabına koymaya. Sonra ellerimi yıkıyorum öyle gidiyorum kızımın yanına.

"İyi akşamlar" diye giriyorum. Yanında biri varsa cevap veriyor, yoksa mırıldanıyor birşeyler (küfür bile ediyor olabilir).
Kızım bazen sevinçten haykırarak yanıma geliyor, kucağıma alıyorum, emzirmeye gidiyorum. Bazen de uzak duruyor, küsmüş olduğunu düşünüyorum, işe gitmeme kızmış diye içimden geçiriyorum. "Babaannene benzedin kızım" diye geçiyor içimde, ürküyorum.

Bakıcı bulamadım, hepsi sigara içiyor, kıyamadım yavruya. Kendime kıydım onun yerine, kaynanama katlanıyorum.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Delirmeler

tahtaya yazıyorum verilecekleri alternatifleriyle falan. şöyle birşey var tahtada (buzdolabının yanında):
meyve (altı çizili) 1. katta cam kapta organik şeftali var, 2. katta kağıt torbada organik böğürtlen var ...
kahvaltı (altı çizili) en üstte mor kapta suyun içinde koyun peyniri var ..... böyle böyle. yine gidip labne vermiş. söylemiştim ya, labne iyi değilmiş diye, hatta çok kötüymüş. keçi peyniri yemiyor benimki, koyun deneyelim diye aldık. akşam geldim, duruyor suda.
diyalog (bunun dışında tek kelime konuşmadık)
- e size yazdım, niye vermediniz?
- mor kap demişsinz, orda 3 tane mor kap vardı
gidiyorum açıyorum buzdolabını, dönüyorum odaya
- onlar mavi?
- ben mor gördüm
- peki mor gördüyseniz de onların içinde suda peynir yok?
- bu sefer böyle oldu artık

yemin ediyorum beni delirtmeye yapıyor.

kocama da demiş ki büyük bir kaba benim o gün vereceğim herşeyi sırasıyla koyun, yoğurdunu, sebzesini, meyvesini, kahvaltısını .... oldu dedim, bu kadar mı artık? armut piş ağzıma düş. yıkamak mı zor geliyor? önceden yıkanırsa bozulur? gerizekalı muamelesi yapmanın ötesi değil mi bu? bir de kendi istiyor? o da mı kabul ediyor çok zeki olmadığını artık? dedim. o da dedi ki "buzdolabını açıyor, derecesi yükselecek diye deli gibi aranıyor, arada kapatıyor, soluklanıyor, yeniden açıyor, ödü kopuyor" dedi. güldüm, çok güldüm. psikopat yaptın dedi. dedim keyfimden yaptım, sırf pisliğine yapıyorum, çocuğun sağlığıyla falan alakası yok. hiç yok. psikopatım ben.

dün eve bir geldim ki mutfak kopmuşşşşşşş. toparladım 1 saat sürdü. tam toparladım kocam geldi. suratın niye böyle diyor. yok birşey oldum, yok yok var diyor. anlatıp da sinirimi daha da bozmak istemedim valla. yuh yani. lavabonun 4 cm yanında bulaşık makinası var, çalkalamaya da üşeniyorsan at içine, ortalığı sinek basmasın di mi? pisssss.
arabadan indim dün, kapıcı geldi yanıma, tatildeydi geçen hafta. dedi napıyor benimki. dedim görmediniz mi, çıkmadılar mı? yoo, hiç çıkmadılar dedi. içim cısladı. çocukta d vitamini eksikliği var, söyledim. bir güneş göstermez misin? bu kadar kof, düşüncesiz, bencil misin? girdim eve, aldım çocuğu, ben buna biraz güneş göstereyim dedim, çıktım.

arıyorum arıyorum, bulamıyorum ki adam gibi birini çocuğumu emanet edecek. yok yok yok!!!

22 Temmuz 2010 Perşembe

Sessiz savaş

Uzun zamandır yazmıyorum çünkü 6 Temmuz bir milat oldu. O günden beri görüşmedik.

Akşam kızımı görmeye eve gidemiyorum :( İşten çıkıp eşim eve gelip de o evine gidene kadar dışarılarda bekliyorum. Nasıl kötü bir durum anlatamam. Kızımı nasıl özlüyorum bütün gün halbuki. Ona yemek yapmam gerekiyor eve gidip.

Çok kötü çok. Bakıcı bulamıyorum.

6 Temmuz 2010 Salı

Sıpa

Ay, laflarının en güzelini yazmayı ihmal ettiğimi fark ettim:

Ben kızımı ilk defa "eşşşek sıpası" diye sevdiğimde (annem de vardı yanımızda) döndü ve ciddi bir tavırla "babası hariç" dedi.

yuh!

Selam

Dün kızım kaynanamın evine gitmişti sabah ben işteyken, akşam da vakitli gelsin diye haber yolladım. babası gitti aldı kızımı. kızım kaynananın kucağında uyuyakalmış arabada.
aynı anda park ettik.
kocam çocuğun pusetini çıkarmış, eşyaları ona dolduruyor.
ben de indim arabadan, elimde laptop çantası, kocaman pompa çantası, kendi kol çantam, 3 tane de alışveirş torbası. başım da zonk zonk aprıyor. arabanın yanından geçerken baktım bebişim uyuyor, elimdeki torbaları astım pusetin kenarına, çantalarımla kapıya doğru gittim açmak için.
kapıyı açtım, arkadan kucağında kızımla kaynanam geldi, gülümsedim ve kapıyı tuttum. "Karşılaşınca selam mı verilirmiş" dedi. kalakaldım. "şimdi karşılaşıyoruz daha" dedim. girdik içeri, asansörün önünde duruyoruz, ortam buz gibi. döndüm "gülüşüm suratımda dondu kaldı vallahi" dedim. "ay ben kötü niyetle söylemedim ki" dedi.

nasıl iyi bir niyet olabilir ki bu cümlede!