Normalde 18da eve geliyorum, en geç 18:30. Her ne kadar yardımcım olsa da (18:30 gidiyor) çorbamı ve kızımın etini sıcak olsun diye kendim hazırlıyorum. Salata yapıyorum vs. Kocamın gelmesi, sofraya oturmamız 19-19:30.
Kızım için geç oluyor diye düşündüm. Dedim ki kaynanama "bundan sonra 18 gibi akşam yemeği yesin kızım, bizimle de oturur, isterse birşeyler atıştırır. Akşam sütünü veririm, yatırırım sonra erkenden". Cevap geldi: "Olmaz, sizinle yesin, sizi ne zaman görecek". Dedim "e yerken görmek zorunda değil ki". Cık dedi, tamam dedirtemedim.
Peki dedim, düşündüm, biraz daha organize olayım, daha erkene almanın yolunu bulayım.
Bugün geç çıkmak zorunda kaldım ofisten ve köprü derdi falan derken 19da geldim eve.
İçeri girdim.
Ben: Kusura bakmayı geç kaldım sizi de geç bıraktım.
K: O önemli değil de çocuk aç. Çok geç oldu.
Ben: Farkındayım o yüzden tavuk söyledim yoldan. Gelmek üzeredir, ben hemen çorbasını koyayım. Hah işte zil de çaldı, tavuk geldi (resmen söyledikten sonra 5 dakikada geldi!)
K: Ama çocuk çok aç, öğlen birşey yemedi, öğleden sonra da yedirme demişsin.
B: Yedirme demedim, 16'an sonra yedirme dedim ki akşam hem meme emsin hem yemek için acıkmış olsun
K: E öğlen yemeğini 14:30da yiyor sonra olmuyor. Aç kalıyor.
Kaynbaba: Çocuk aç! Mama dedi!
B: Anladım da ben o yüzdne geçen gün 18de yedirelim artık demiştim, olmaz dediniz ya.
K: pısssssssssssss (cevap yok).
Aradan birkaç saniye geçer.
K: Çocuğum aç kaldı.
B: Ne yapmamı istiyorsunuz? 6da yedirelim, yok! 7de yedirelim, geç! Ne yapayım? Arada bir geç kalabiliyorum, işimi mi bırakayım? Olacak mı o zaman?
K: Ben kötü niyetle söylemedim.
B: Tamam, onu anladım. Ne yapayım?
K: Çocuk aç!
offfffff. konuşmaya başladığımız 3 gün oldu. Bingo, yine başladık. Üstelik bu defa ikiye karşı bir.
Kocam geldi, anlattım. Cevap: usandım! E bana ne yararı var?
22 Aralık 2010 Çarşamba
21 Aralık 2010 Salı
Beyaz Güvercin ....
Bir bakıcının evde işe başlamasının artık çok da çaresiz olmadığımızı göstermesinden midir başka bir sebepten midir bilemiyorum ama barıştık.
Yani gülücük falan yok suratımızda ama konuşuyoruz.
Bu da iyi bir ilerleme, bu da yeter. Bence.
Yani gülücük falan yok suratımızda ama konuşuyoruz.
Bu da iyi bir ilerleme, bu da yeter. Bence.
Hastalandık ve gördük ....
Geçenlerde hastalandık.
Fenaydı.
Kızım aramızda uyuyor, sağda ve solda iki hasta. Ama öyle böyle değil, ateş, titreme, kusma. Neticede sabahı zor gördük ve kızıma bakması için kaynana ve kaynbaba çağrıldı.
Ben sigorta kartını bulmaya öne gittim, kocam çocuğun yanına yattı o arada yeniden. Kapının önünde kaynanayla karşılaştık.
K: Geçmiş olsun. iyi misin?
B: Daha iyi olacağım, doktora gitmem lazım ama.
İçeri yürüdü. Kocamı yatarken gördü.
K: Oğluuuum. Evlaaadım. Sen de mi hastasıııın? (Dünyalar battı o anda)
Kocam: Evet. Anne sessiz ol, çocuk uyanmasın.
K: Oğluuuuuuuuuuuuuum.
Kocam: Anne yavaş.
Neticede acile yatıldı. Acilde test yapıldı. Benim değerlerim kocamınkilerden daha vahim çıktı. Ama kayınpeder kocamın üstünü örttü, onun ateşine baktı :) Telefonda rapor verdi, gelinin daha kötü olduğu iletildi kaynanaya.
Eve giderken ekmek alınması lazım, ben aldım. Eczaneye gidilmesi lazım, sen gittim tabi ki.
Eve gelindi. Açlıktan ölüyordum, sofra falan hazırladım.
Sonra yattık.
Kadın-erkek farkından dolayı kocam daha zor geçiriyordu :) Bir ara kocamın ateşi 39u geçti yine. ııı-ıııhhh sesleri arasında ateşler içinde yatıyordu. Benim de ateşim çıktı o ara. Ama kalktım ona ilaç verdim, soğuk patch yapıştırdım kafasına, bir tane de kendime.
Kaynana geldi.
K: Oğluuuuum, çok mu fenasın.
Kocam: ııı-ıııhhh.
K: (Bana diyor) Bana bez mez birşey bul, soğuk kompres yapmam lazım oğluma.
Ben tabi onun bunun çocuğu, hastayım ama önemli değil. Kalktım, küçük havlulardan 4 tane getirdim. Bir leğene koyduğu soğuk su ile kompresleri yapıp kocamın kafasına, boynuna, bileklerine koyuyor. Ama sürekli değiştiriyor, sürekli.
Kocam: o da hasta, ona da yap.
K: istiyor musun?
Ben: Hayır teşekkürler.
2 dakika sonra.
K: Bezler yetmedi, yeni bezler bul bana. Ayaklarına da koymam lazım.
Kocam: o da hasta, kalkmasın, ona da kompres yap.
K: istiyor musun?
Ben: Hayır teşekkürler.
Onun bunun çocuğu yine kalkar havlu bulur gelir.
Aradan zaman geçer, ateş düşer. Annem aradı.
Annem: Nasıl oldunuz?
Ben: Kocamın ateşi 39u gördü yine.
Annem: vah vah. Geçmiş olsun. Kompres yapın. Sen nasıl oldun?
Ben: Ben daha iyiyim. 38lerde benim ateşim.
Annem: Eyvaaaah, çok fena. Sen çok kötüsündür şimdi.!!!
Demek ki neymiş: En çok acıyı kendi çocuğun çekiyormuş hep! Çok yüklenmeyeyim kaynanama bari bu defa.
Fenaydı.
Kızım aramızda uyuyor, sağda ve solda iki hasta. Ama öyle böyle değil, ateş, titreme, kusma. Neticede sabahı zor gördük ve kızıma bakması için kaynana ve kaynbaba çağrıldı.
Ben sigorta kartını bulmaya öne gittim, kocam çocuğun yanına yattı o arada yeniden. Kapının önünde kaynanayla karşılaştık.
K: Geçmiş olsun. iyi misin?
B: Daha iyi olacağım, doktora gitmem lazım ama.
İçeri yürüdü. Kocamı yatarken gördü.
K: Oğluuuum. Evlaaadım. Sen de mi hastasıııın? (Dünyalar battı o anda)
Kocam: Evet. Anne sessiz ol, çocuk uyanmasın.
K: Oğluuuuuuuuuuuuuum.
Kocam: Anne yavaş.
Neticede acile yatıldı. Acilde test yapıldı. Benim değerlerim kocamınkilerden daha vahim çıktı. Ama kayınpeder kocamın üstünü örttü, onun ateşine baktı :) Telefonda rapor verdi, gelinin daha kötü olduğu iletildi kaynanaya.
Eve giderken ekmek alınması lazım, ben aldım. Eczaneye gidilmesi lazım, sen gittim tabi ki.
Eve gelindi. Açlıktan ölüyordum, sofra falan hazırladım.
Sonra yattık.
Kadın-erkek farkından dolayı kocam daha zor geçiriyordu :) Bir ara kocamın ateşi 39u geçti yine. ııı-ıııhhh sesleri arasında ateşler içinde yatıyordu. Benim de ateşim çıktı o ara. Ama kalktım ona ilaç verdim, soğuk patch yapıştırdım kafasına, bir tane de kendime.
Kaynana geldi.
K: Oğluuuuum, çok mu fenasın.
Kocam: ııı-ıııhhh.
K: (Bana diyor) Bana bez mez birşey bul, soğuk kompres yapmam lazım oğluma.
Ben tabi onun bunun çocuğu, hastayım ama önemli değil. Kalktım, küçük havlulardan 4 tane getirdim. Bir leğene koyduğu soğuk su ile kompresleri yapıp kocamın kafasına, boynuna, bileklerine koyuyor. Ama sürekli değiştiriyor, sürekli.
Kocam: o da hasta, ona da yap.
K: istiyor musun?
Ben: Hayır teşekkürler.
2 dakika sonra.
K: Bezler yetmedi, yeni bezler bul bana. Ayaklarına da koymam lazım.
Kocam: o da hasta, kalkmasın, ona da kompres yap.
K: istiyor musun?
Ben: Hayır teşekkürler.
Onun bunun çocuğu yine kalkar havlu bulur gelir.
Aradan zaman geçer, ateş düşer. Annem aradı.
Annem: Nasıl oldunuz?
Ben: Kocamın ateşi 39u gördü yine.
Annem: vah vah. Geçmiş olsun. Kompres yapın. Sen nasıl oldun?
Ben: Ben daha iyiyim. 38lerde benim ateşim.
Annem: Eyvaaaah, çok fena. Sen çok kötüsündür şimdi.!!!
Demek ki neymiş: En çok acıyı kendi çocuğun çekiyormuş hep! Çok yüklenmeyeyim kaynanama bari bu defa.
26 Kasım 2010 Cuma
Umuda korku bulutları
Dün akşam eve geldim. Bitik ve hasta. Yemek dışarıdan söylenecek ve sadece çorba yapılacak diye bir kararla.
Çorbayı koyarken kaynbaba (kayınpederin kaynana modundaki yeni versiyonu, şirin baba gibi oldu) geldi. içeriye oturdu. Ben de geçtim içeriye, nasıl olsa artık giderler, ben de kızımla ilgilenirim diye. Gitmediler. offfffff. "gidin artık diye oturuyorum burada, hadi hadi" düşünce bulutumu gören yok.
"Çocuk çok iyi, ne öksürdü, ne burnu tıkalı" haberi gelmişti. Velet öksürmekten öğürüyor, burnu yine duvar, emmesi mümkün değil. "Haberim olsaydı doktor randevusunu iptal ettirmezdik" dedim. "Az önce olmuş" dedi kaynbaba. Evet öyle bir anda başlıyor böyle şeyler gerçekten!
Konuşulanlar:
- Annesi bilmek ister, ne yemiş, ilaç ne zaman almış
- Allah Allah, sen avukatı mısın?
dedi! Dedi ve söylemedi!
Kaynbaba bile şaşırdı!
Neyse ki kocam geldi, aldı raporu. Ama kocam elini yıkayıp üstünü değiştirene kadar bekleyeceklerini söylediler. Bana emanet etmeye kıyamadılar mı nedir :)
Nitekim sakin bir akşam sonrası kocam yerde çocuğun yanında oturmuştu bitkin halde.
- Düşünüyorum düşünüyorum, bakıcı alsa çocuğu kaçırsa, hayatta bulamayız. Sakat bırakıp dilendirirler.
- Yok canım, daha neler.
Ama saatlerce uyumadım ardından. Kendimi asla affetmem. Kaynanaya katlanamadım diye çocuğun başına birşey gelmesini asla affedemem.
Çorbayı koyarken kaynbaba (kayınpederin kaynana modundaki yeni versiyonu, şirin baba gibi oldu) geldi. içeriye oturdu. Ben de geçtim içeriye, nasıl olsa artık giderler, ben de kızımla ilgilenirim diye. Gitmediler. offfffff. "gidin artık diye oturuyorum burada, hadi hadi" düşünce bulutumu gören yok.
"Çocuk çok iyi, ne öksürdü, ne burnu tıkalı" haberi gelmişti. Velet öksürmekten öğürüyor, burnu yine duvar, emmesi mümkün değil. "Haberim olsaydı doktor randevusunu iptal ettirmezdik" dedim. "Az önce olmuş" dedi kaynbaba. Evet öyle bir anda başlıyor böyle şeyler gerçekten!
Konuşulanlar:
- Annesi bilmek ister, ne yemiş, ilaç ne zaman almış
- Allah Allah, sen avukatı mısın?
dedi! Dedi ve söylemedi!
Kaynbaba bile şaşırdı!
Neyse ki kocam geldi, aldı raporu. Ama kocam elini yıkayıp üstünü değiştirene kadar bekleyeceklerini söylediler. Bana emanet etmeye kıyamadılar mı nedir :)
Nitekim sakin bir akşam sonrası kocam yerde çocuğun yanında oturmuştu bitkin halde.
- Düşünüyorum düşünüyorum, bakıcı alsa çocuğu kaçırsa, hayatta bulamayız. Sakat bırakıp dilendirirler.
- Yok canım, daha neler.
Ama saatlerce uyumadım ardından. Kendimi asla affetmem. Kaynanaya katlanamadım diye çocuğun başına birşey gelmesini asla affedemem.
25 Kasım 2010 Perşembe
Isır ısır, sen de ısır
Kızım çok hastaydı eve geldiğimde. Haberim olsaydı işimi gücümü bırakır, gelir, doktora götürürdüm. Çok fenaydı çok.
Ateş yok ama burnu duvar gibiydi. Çok da öksürüyordu. İçim parçalandı. Biraz hava aldırmak istedim. Kim ister ki 4 gün boyunca eve tıkılmak! (kaynanam hiç ama hiç çıkarmıyor)
Kayınpeder: dışarısı soğuk, çıkarma.
Ben: Burnu tıkalı, temiz hava alması lazım
Kayınpeder: Dışarıdaki hava temiz değil
Ben: içeridekinden daha temiz, akım yok burada, virüs kaplı bir hava
Kayınpeder: offff.
Ben: Yalnız gitmeden evvel bana en son ilacı ne zaman aldı, sormama yardımcı olabilirseniz, 8 saat olması gerekiyor yeniden vermeden.
Kayınpeder: Kendin sorsana
Ben: Benimle konuşmayan birine nasıl sorayım?
Kayınpeder: Sor bakim neden konuşmuyor. Vardır bir sebebi, yapmışsındır birşey.
İşte burada bittim. Kayınpederimin bana karşı biraz soğuklaşmaya başladığını hissetmiştim. Doğaldı, hayat arkadaşını üzdüğümü düşünüyordu, insan etkilenir tabi. Ama onun daha sağduyulu olduğunu düşünürdüm. Çok patavatsız, çok düşüncesiz konuşur, inanılmaz gafları vardır ama daha sağduyuludur. Derdim. Eskiden.
Bana hiç gelip "konuşalım bakalım, nedir bu durum" demedi. Meğer peşin yargısı varmış, tek tarafı dinlemek yetermiş.
Devam ettik.
Ben: İnsan birşeye kırıldı veya üzüldüyse alır karşısına konuşur, küsmez. En azından ben öyle yapmam. Ben zamanında sıkıntılarım olunca rica ettim, konuştuk. Ben böyle alışığım.
Kayınpeder: offff.
Sinirden titremeye başladım, bildiğiniz titreme başladı. Saygımdan baba diyorum ama aslında babam değil. Bana sesini yükseltmesi, beni suçlaması, offf çekmesi, pehhh yapması hakkı değil, üzerimde hakkı yok. Bugüne kadar hep saygılıydım, acaip ötesi gaflarında bile sesimi çıkarmadım. Ama zaten çocuğum hasta, sinirlerim bozukken, ilaç saatini sorduğumda bunları söylemesi, üstelik tavır ve ses tonundaki bozuklukla, TEPEMİ ATTIRDI!
gittim odaya, giyinmeye başladım, kızımı da giydiriyorum bir yandan. Dışarı çıkacağım. Geldi kaynana yanımıza.
- Kızııım, terli terli mi çıkacaksın dışarıya? (La havle oldum)
- Terli değil. Ayrıca mont ve şapkası var.
- Ben birşey demiyorum, ağlamasın diye oyalıyorum.
Terini sorarak mı? La Havle x2.
Zavallı kocacığım saatlerce trafikte takılı kalmışken ben onu arayıp "nerdesin" diye havlamaya başladım. Adam eve geldiğinde çocuk aç ve hasta, ben aç, kocam açtı ve saat 20:30du. Çocuğu banyo yaptırarak oyaladım, çünkü yemek, çorba yapmama izin vermedi ağlamaktan. Napsın, çok kötü hissediyordu kendini. Yine dırdırdırdır başladım tabi. Napayım, benim de tek ifade şansım bu.
Üzgünüm. Üzgündüm. Haftaya herşey daha güzel olacak.
Ateş yok ama burnu duvar gibiydi. Çok da öksürüyordu. İçim parçalandı. Biraz hava aldırmak istedim. Kim ister ki 4 gün boyunca eve tıkılmak! (kaynanam hiç ama hiç çıkarmıyor)
Kayınpeder: dışarısı soğuk, çıkarma.
Ben: Burnu tıkalı, temiz hava alması lazım
Kayınpeder: Dışarıdaki hava temiz değil
Ben: içeridekinden daha temiz, akım yok burada, virüs kaplı bir hava
Kayınpeder: offff.
Ben: Yalnız gitmeden evvel bana en son ilacı ne zaman aldı, sormama yardımcı olabilirseniz, 8 saat olması gerekiyor yeniden vermeden.
Kayınpeder: Kendin sorsana
Ben: Benimle konuşmayan birine nasıl sorayım?
Kayınpeder: Sor bakim neden konuşmuyor. Vardır bir sebebi, yapmışsındır birşey.
İşte burada bittim. Kayınpederimin bana karşı biraz soğuklaşmaya başladığını hissetmiştim. Doğaldı, hayat arkadaşını üzdüğümü düşünüyordu, insan etkilenir tabi. Ama onun daha sağduyulu olduğunu düşünürdüm. Çok patavatsız, çok düşüncesiz konuşur, inanılmaz gafları vardır ama daha sağduyuludur. Derdim. Eskiden.
Bana hiç gelip "konuşalım bakalım, nedir bu durum" demedi. Meğer peşin yargısı varmış, tek tarafı dinlemek yetermiş.
Devam ettik.
Ben: İnsan birşeye kırıldı veya üzüldüyse alır karşısına konuşur, küsmez. En azından ben öyle yapmam. Ben zamanında sıkıntılarım olunca rica ettim, konuştuk. Ben böyle alışığım.
Kayınpeder: offff.
Sinirden titremeye başladım, bildiğiniz titreme başladı. Saygımdan baba diyorum ama aslında babam değil. Bana sesini yükseltmesi, beni suçlaması, offf çekmesi, pehhh yapması hakkı değil, üzerimde hakkı yok. Bugüne kadar hep saygılıydım, acaip ötesi gaflarında bile sesimi çıkarmadım. Ama zaten çocuğum hasta, sinirlerim bozukken, ilaç saatini sorduğumda bunları söylemesi, üstelik tavır ve ses tonundaki bozuklukla, TEPEMİ ATTIRDI!
gittim odaya, giyinmeye başladım, kızımı da giydiriyorum bir yandan. Dışarı çıkacağım. Geldi kaynana yanımıza.
- Kızııım, terli terli mi çıkacaksın dışarıya? (La havle oldum)
- Terli değil. Ayrıca mont ve şapkası var.
- Ben birşey demiyorum, ağlamasın diye oyalıyorum.
Terini sorarak mı? La Havle x2.
Zavallı kocacığım saatlerce trafikte takılı kalmışken ben onu arayıp "nerdesin" diye havlamaya başladım. Adam eve geldiğinde çocuk aç ve hasta, ben aç, kocam açtı ve saat 20:30du. Çocuğu banyo yaptırarak oyaladım, çünkü yemek, çorba yapmama izin vermedi ağlamaktan. Napsın, çok kötü hissediyordu kendini. Yine dırdırdırdır başladım tabi. Napayım, benim de tek ifade şansım bu.
Üzgünüm. Üzgündüm. Haftaya herşey daha güzel olacak.
24 Kasım 2010 Çarşamba
Bayram biter - her anlamda
Bayram tatili, her ne kadar evde de olsak, kızımla geçireceğim için laylaylom modunda karşıladığım bir tatildi. Bir artısı daha vardı tabi: Karşılaşmayacaktık!
Buralarda olmadığını öğrendiğimde nasıl rahatladım, anlatamam.
Ne yalan söyleyeyim, bayramlaşmak bile zor geliyordu.
Bayram ertesi Pazartesi akşamı arayıp özel bir köfte yaptırdıklarını (buharda pişmişmiş), getirmek istediklerini söylediler kocama. Kocam da yemek yapma, köfte geliyor dedi. Ben yine de başladığımı bitirmek üzere devam ettim.
Geldiler. Sadece kızıma kadar getirmişler! "Yok artık" oldum. Eşim her ne kadar kabul etmese de o da şaşırdı. İyi ki yapmaya devam etmişşim yemeğimi diye sevindim.
Neticede dün benim için bayram resmi olarak da bitti, işe başladım. Akşam eve giderken acaba bir yerlerde oyalansam mı diye düşündüm, kendimi hazır hissetmedim karşılaşmak için. Sonra da kızım hasta diye oyalanmadan gitmeye karar verdim. Gündüz temizlikçim olduğu için pırıl pırıl bir evle karşılaşmayı umdum.
Saat 17:45 gibi evdeydim. Bir girdim mutfağa, tezgahın üstünde bulaşıklar, yarım yenmiş tabaklar. Salonda köşede kalmış, yıkanmamış biberonlar. Buzdolabında yarım yarım tabaklar. Tereyağlığıma konmuş haşlanmış sebzeler (ters duruyordu akmasın diye!). Bütün sebze-meyve kaplarımın ağızları açıktı, bütün hepsinin. Bilincimi kaybediyorum sandım. Sonra onu gördüm: Kesik atılmış, ortada öylesine duran bir armut! Yüzlerce, binlerce defa buzdolabındaki tehlikeleri anlattım: Bakteri üremesi, açık besin maddeleri, meyvelerin, sebzelerin çabuk çürümesi, gizli küf vs.
Temizlikçim 16:00 gibi gidiyor. 1 saat 45 dakikada ortamda yaratılan kaos için tebrik etmek istedim, performans muhteşem.
Bayram kesinlikle bitti. Her anlamda.
Buralarda olmadığını öğrendiğimde nasıl rahatladım, anlatamam.
Ne yalan söyleyeyim, bayramlaşmak bile zor geliyordu.
Bayram ertesi Pazartesi akşamı arayıp özel bir köfte yaptırdıklarını (buharda pişmişmiş), getirmek istediklerini söylediler kocama. Kocam da yemek yapma, köfte geliyor dedi. Ben yine de başladığımı bitirmek üzere devam ettim.
Geldiler. Sadece kızıma kadar getirmişler! "Yok artık" oldum. Eşim her ne kadar kabul etmese de o da şaşırdı. İyi ki yapmaya devam etmişşim yemeğimi diye sevindim.
Neticede dün benim için bayram resmi olarak da bitti, işe başladım. Akşam eve giderken acaba bir yerlerde oyalansam mı diye düşündüm, kendimi hazır hissetmedim karşılaşmak için. Sonra da kızım hasta diye oyalanmadan gitmeye karar verdim. Gündüz temizlikçim olduğu için pırıl pırıl bir evle karşılaşmayı umdum.
Saat 17:45 gibi evdeydim. Bir girdim mutfağa, tezgahın üstünde bulaşıklar, yarım yenmiş tabaklar. Salonda köşede kalmış, yıkanmamış biberonlar. Buzdolabında yarım yarım tabaklar. Tereyağlığıma konmuş haşlanmış sebzeler (ters duruyordu akmasın diye!). Bütün sebze-meyve kaplarımın ağızları açıktı, bütün hepsinin. Bilincimi kaybediyorum sandım. Sonra onu gördüm: Kesik atılmış, ortada öylesine duran bir armut! Yüzlerce, binlerce defa buzdolabındaki tehlikeleri anlattım: Bakteri üremesi, açık besin maddeleri, meyvelerin, sebzelerin çabuk çürümesi, gizli küf vs.
Temizlikçim 16:00 gibi gidiyor. 1 saat 45 dakikada ortamda yaratılan kaos için tebrik etmek istedim, performans muhteşem.
Bayram kesinlikle bitti. Her anlamda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)